27 Mart 2014 Perşembe

DÜŞÜNMEK ÜZERİNE

                Yazmak ihtiyacı doğduğunda yazmak gerekir. Yasakların çığ gibi büyüdüğü bir ülkede yaşamaktayız. Bugün itibariyle Youtube da yasaklandı. Önceden de yasaklanmıştı. Mahkeme kararlarıyla yasak getirmek çözüm olmadığı gibi yasayla da yasak getirmek çözüm değil. Benzer sözleri daha önce de belirtmiştim. Anayasa temel hak ve özgürlükleri düzenlemekle kalmamış, bunların koruma altına alınmasını da desteklemiştir. Fakat lafız yetmiyor malesef. İşte sadece yasalarla haklar sağlanamayacağı gibi yasaklar da sadece yasalarla getirilemez. İnsanoğlunu yönlendirmeyi kolaylaştıran teknoloji araçları hızla çoğalırken yasaklanmaları da aynı hızla devam etmekte. Unutulan şey şu evet yasaklar doğru değil; ancak bu yasaklara karşı çıkarken de neye karşı çıktığımızın bilincinde değiliz. 
                           Yazmak ihtiyacı doğdu yazalım dedik, evet yazmak düşünceleri paylaşmanın araçlarından bir tanesi. Peki bizler günümüzde ne kadar düşünebiliyoruz? Düşünme yetimizi yeterince kullanabiliyor muyuz? Bu düşünce yetimizi kullanırken ne kadar muhakeme edebiliyoruz? En büyük problemimiz düşünmemek olsa gerek. İşte facebook, twitter ve youtube gibi araçlar insanlığı aynı noktada düşünmemeye iten, ya da düşüncelerini tek bir yönde toplayan araçlar halini aldı. Birisi bir paylaşım yaptığında doğruluğunu araştırmadan yanlışların paylaşımcısı halini alıyoruz. Muhakeme etmeden düşünmeden tartmadan söylemlerin esiri olmak doğru değil. Bizler bunun ayırdında olmalıyız.
                             Seçim dönemi bitti bitecek, bu dönem bizlere ne kazandırdı ne kaybettirdi? Hadi biraz düşünelim.

7 Ağustos 2012 Salı

ASKERLİK TECİL

Askerlik tecil işlemleri her zaman sıkıntıdır biz erkekler için. Tecil ettirmek istediğinizde askerden kaçmak istediğinizi düşünürler. Halbuki askerlik öyle bir anda karşınıza çıkar ki hayatınız bir anda alt üst olabilir. Bu yüzden de tecil işlemlerini yapmak için haklarımızı iyi bilmek gerekmektedir. Öncelikle fakülte ya da yüksekokul mezunu olduğunuz takdirde yapmanız gereken okulu bitirir bitirmez askerlik şubesine gidip tecil işlemini yaptırmak olacaktır. Tecil hakkınız iki yıl. Değişen kanun gereği artık celp dönemleri kısalmış durumda bu yüzden tecil için artık uzun süreli rapor almaya gerek yok. Yapılması gereken celp tarihlerini icine alan bir rapor almak. Bu raporu herhangibir aile hekiminden ya da devlet hastanesinden almak yeterli. Bu raporun istirahat raporu olması da yeterli. Celp donemi bittikten sonra da en yakın askerlik şubesine giderek raporunuzu teslim edebilirsiniz.

5 Ağustos 2012 Pazar

OYP NEDİR NE DEĞİLDİR

Türkiye de fakülte mezunu olup is bulmak bir hayli zorlastı. Bunda herkesin hemfikir olduğu kanaatindeyim. Yeni bir sistem çıktı ve adına da Oyp dediler. Neymiş bu sistem nerden çıkmış herkesin merak konusu iken üniversitelerde araştırma görevlileri istihdam edilmeye başladılar. Oyp bir öğretim elemanı yetiştirme programıdır. Bu programa girmenin şartları uzun uzadıya www.yok.gov.tr adresinde değiniliyor. Oyp puanı hesabı su sekilde:
Ales puanının yüzde altmışı
Ortalamanızın yüzde yirmibeşi
Dil puanınızın yüzde onbeşi
Hepsini topla al sana Oyp puanı :)
Tercih yaptınız ve bir üniversiteye atandınız. Dil puanininiz altmisbesin altında ise altı ay kursa gidiyorsunuz. Yok un belirlediği üniversitelerden birine. Yeterli mı egitim? Bence yetersiz degil ama saçma. Yok'un sizden istediği iki yıl icinde altmisbesi geçmeniz fakat verilen egitim genel ingilizce, yani verilen egitim başka istenilen şey başka. KPDS veya ÜDS den altmisbesi almalısın bunun yanında şakır şakır ingilizce konuşmalı akademik ingilizce bilmeli makale yazabilmeli ve bunların hepsini altı ayın sonunda yapabilmelisin. Bunlar senden hızlı bir sekilde istenirsen eski araştırma görevlileri için bu tarz acele istekler yok. Üstelik yönetmelik üzerinde tasarruf etsinler ve gelecegine oynasınlar. Oyp böyle birşey "görünüşe aldanma" demek en dogrusu olur.

2 Ocak 2011 Pazar

ADALET BAKANLIĞI'NDAN CMK BİLDİRİSİ

Basın yayın organlarında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, tutukluluğu ilgilendiren maddesine ilişkin değişik yorumlar yapıldığı ve bazı görüşlerin Adalet Bakanlığına dayandırıldığı görülmektedir.

Adalet Bakanlığının ve Adalet Bakanı’nın basında yer aldığı şekilde herhangi bir açıklaması olmamıştır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bu konuda sorulan bir soruya, “Devam eden davalar konusunda bir açıklama yapmam ve değerlendirmede bulunmam doğru olmaz.” ifadesiyle cevap vermiş ve “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddesinin tutuklamaya ilişkin hükmünün açık olduğuna” dikkat çekmiştir. Bu ifadelerin dışında, Bakan veya Bakanlık tarafından tutuklu kalma süreleri konusunda, herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

HAKİM SAVCI ADAYLARI FİŞLENİYOR MU?

Hâkim ve savcı adaylarını fişliyoruz Paylaş 1 Ocak 2011 Adalet Bakanı Sadullah Ergin, hâkim ve savcı adaylarının kumara, içkiye düşkünlüğü ve giyimiyle ilgili staj yaptıkları yerlerin hâkim ve savcılarından görüş alınarak gizli fişler hazırlandığını belirtti.

CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın sorusunu yanıtlayan Ergin, bu fişlerin, adayın mesleğe kabulü için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na takdim edildiğini söyledi. ADALET Bakanı Sadullah Ergin, hâkim ve savcı adayları hakkında gizli fiş düzenlendiğini belirtti. CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, “Hâkim adaylarının yaşam tarzının fişlenip fişlenmediğine” yönelik sorusunu yanıtlayan Ergin, “Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adayları ile İdari Yargı Hâkim Adaylarının Meslek Öncesi Eğitimlerinin Yaptırılmasının Esas ve Usullerine İlişkin Yönetmeliği”ne atıfta bulunarak, “fiş” olayı ile ilgili şu hükümlerin yer aldığını ifade etti:

Kişisel görüş ve kanaat

“Adaylar hakkında düzenlenen (1) numaralı gizli fişler arasındaki farklılıkların değerlendirildiği ve kişisel görüş ve kanaatlerin yer aldığı (2) numaralı gizli fiş; adli yargıda 1’inci ve 2’nci kısım eğitim sürelerinin sonunda ayrı ayrı olmak üzere Başkan ve Adalet Komisyonu Başkanı, idari yargıda son eğitim dönemi bitiminde Başkan, staj dönemi sonunda ise Adalet Komisyonu Başkanı tarafından düzenlenir.”

657’ye aykırı değil

Hâkim ve savcı adayları hakkındaki gizli fişlerin mevzuat kapsamında düzenlendiğini vurgulayan Adalet Bakanı, şöyle dedi: “Hâkim ve savcı adayları hakkında adaylık döneminde kumara ve içkiye düşkünlüğü olup olmadığı ile giyiminin hâkimlik onuru ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususlarında staj yaptıkları yerlerdeki amirleri olan hâkim ve savcılardan görüşlerinin alınması 657 sayılı Kanuna da aykırılık teşkil etmemektedir.”

Fişler HSYK’ya gidiyor

Adalet Bakanı, Hâkim ve Savcılar Kanunu uyarınca staj sürelerinin sonunda hâkim ve savcı adayları hakkında düzenlenen fişlerin, adayla ilgili tüm belgeler ile birlikte, adayın mesleğe kabulü için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na takdim edildiğini söyledi. Ergin, 2004 yılından bu yana, Yüksek Kurulca giyim tarzından ya da alkol aldığından dolayı mesleğe kabul edilmeyen kişi bulunmadığını da “Bakanlığımızca da bu sebepler nedeniyle görevine son verilen herhangi bir aday bulunmamaktadır” diye açıkladı.

24 Eylül 2010 Cuma

KATLİAM YAPTI HAKİM OLDU

Hakimlik savcılık sınavına hazırlanırken böyle bir haberle karşılaşacağımı hiç tahmin etmiyordum. Durdum düşündüm ve bulduğum tek cevap "burası Türkiye" oldu. Hakimlik savcılık sınavını kazanan birisi daha önce işlediği bir suçtan dolayı aranıyor. Bu sınavı kazanan kişi 7 yıl saklanabiliyor ve sonunda yakalanamıyor. Ayrıca hakimlik-savcılık mülakaatı neye göre yapılıyor? Güvenlik soruşturması yapılmıyor mu? Gerçekten çok enteresan bir durum, aşağıdaki haberi okursanız bana da hak vereceksiniz.

7 yıl önce katliam yapıp mağarada saklanan kardeşler yakalandı

2003 yılında baskın yaptıkları yakınlarının evinde amca ve halaları ile iki kuzenlerini öldüren üç sanıktan ikisi kaldıkları Bereketli köyündeki mağarada yakalandı.


Malatya’nın Yazıhan ilçesine bağlı Mısırlı köyünde, 2003 yılında baskın yaptıkları yakınlarının evinde amca ve halaları ile iki kuzenlerini öldüren üç sanıktan ikisi kaldıkları Bereketli köyündeki mağarada yakalandı. Firari Alpaslan Boztepe’nin ise hukuk fakültesi mezunu olduğu ve hakimlik sınavını kazandığı öğrenildi.

22 Ağustos 2003 yılında Malatya’nın Yazıhan İlçesi Mısırlı Köyünde amcalarının evini silahla basan Cengiz, Alpaslan ve Ali Boztepe kardeşler, amcaları Şuayip Boztepe ve oğlu Ali Boztepe’yi, halaları Ayşehan Şahin ve oğlu Musa Şahin’i uzun namlulu silahlarla tarayarak öldürmüş, ardından kaçmışlardı. 4 kişinin öldürülmesinin ardından uzun süren aramalara rağmen saldırganların izine rastlanılmamıştı.

7 YIL MAĞARADA SAKLANDILAR
Önceki gün Yazıhan İlçesi Bereketli Köyünden bir vatandaş jandarmayı arayarak 2 kişinin ellerinde silahla gezdiğini gördüğünü ihbar edince, Jandarma bölgede arama yaptı. Mağara içinde yakalanan Cengiz ve Ali Boztepe kardeşler etkisiz hale getirilirken, üzerlerinde 1 ruhsatsız Kalaşnikof otomatik tüfek, bu silaha ait 2 şarjör ve 7.62 mm çapında 60 mermi ile 1 tabanca şarjörü ve 9 mm çapında 12 mermi ele geçirildi.

HAKİM OLDU
Yakalanan iki kardeşin 7 yıl önce meydana gelen cinayetlerin zanlıları olarak arandığı tespit edilirken, diğer zanlı Alpaslan Boztepe’nin ise halen firarda olduğu öğrenildi. Aranan Alpaslan Boztepe’nin Hukuk Fakültesi'nden mezunu olduğu ve hakimlik sınavını da kazandığı öğrenildi.

Yazıhan jandarma Komutanlığı’ndaki sorgularının ardından Adliyeye çıkarılan 2 zanlı tutuklanarak cezaevine konuldu. Diğer firari zanlının yakalanması içinde çalışmalar devam ediyor.

22 Eylül 2010 Çarşamba

HUKUK FAKÜLTESİ BİTİRMEK


Hukuk Fakültesi bitirmek çok zor bir iştir, emek ve sabır ister. İstenilen emek ve sabır gösterildikten sonra beklediğiniz sonuç ortaya çıkmasa da umudunuzu asla yitirmemeniz gerekir. Okulu bitirdiniz ve önünüzde pek çok seçenek var. Ben birkaçını sıralayım:
-avukatlık
-hakimlik
-savcılık
-kaymakamlık
-icra müdürlüğü
Evet bunlar sadece birkaçı yapabileceğiniz mesleklerin. Bütün bu kafa karışıklığı bir yana adalet sisteminin tamamen çökmüş bir hal aldığı, dürüstlerin aç kaldığı ülkemizde ideallerinizdeki mesleği yapmak ayrı bir dert. 16 sene sonunda evet artık çalışabilirim deseniz de sistem sizi frenliyor, avukatlık mesleğini tercih etmek en kolayı gözükse de başka seçeneklere kayıyorsunuz ister istemez. Avukatlık mesleğini yalancılıkla bağdaştırmış bir toplumda yaşıyoruz, halbuki bizler yalan söylemedikten sonra avukatlarımız neden yalan söylesin ki? Bizim için yalan söyleyen avukat gözü açık avukat olurken, karşımızdaki avukat yalan söylerse kötü oluyor. 4 yıllık hukuk fakültesin, bitirdikten sonra 1 yıl avukatlık stajı yapmanız avukatlık mesleği için yeterli. Avukat stajyeriyken davalara girmek dilekçeler yazmak istiyorsunuz; fakat siz ayak işlerinde icra müdürlüklerinde kullanılıyorsunuz. Emeğiniz sömürülüyor adeta...
"Dürüst avukat aç kalır" diyorlar size, siz de zaten işin içine giremediğiniz için meslekten soğumaya devam ediyorsunuz. Sizi mesleğe yaklaştıran tek sebep ise "geliri" oluyor.
Hakimlik-savcılık için ise yazılı sınavı kazandıktan sonra sözlü bir sınav kazanmanız gerekiyor. Sözlü sınavdan kastımız nedir? MÜLAKAAT. Mülakaat denince akla ilk gelen kelime "TORPİL" oluyor. Mesleki yeterliliğe dikkat edilmeden yalnızca adamını bulunanın hüküm sürdüğü bir sözlü sınav oluyor bu. 1980 den beri Adalet Bakanlığını elinden bırakmayan CHP kendi istediği vizyona sahip insanları yargı kademesine yerleştirmiş, bunu değiştirmek isteyen karşı bir cepheyi tüm Türkiye biliyor... Ancak bu değişimin acımasız olmaması en büyük temennimiz. Hak edenenin hakim-savcı olduğu bir ülke görmek istiyoruz...

17 Eylül 2010 Cuma

BUGÜN 17 EYLÜL

Bugün 17 Eylül, tarihi andığımız günlerden birini yaşıyoruz...
Adnan Menderes'in asıldığı gün bugün...
Aradan geçen bunca zamana karşın hala darbeyi düşünenler var, fikirler aynı değişen sadece aktörler...
Milletin seçtiği bir başbakanı asan bir zihniyetten herşey beklenir. Millet iradesine dayalı bir cumhuriyet hedefine ulaşamadık, millet iradesi sadece lafta kalmaya devam ediyor. Halk kendi kendini yönetebilmeli, demokrasi bunun için var. Fakat nedense halk ezilen olmaya devam ederken hukukun üstünlüğü değil de üstünlerin hukuku egemen olmakta. Adnan Menderes olayı da bunun en büyük göstergesidir. Kişiye özel bir mahkeme kuruluyor ve de mahkemede tamamen siyasi bir karar çıkıyor. Hükümde geçen suçlar o kadar komik ki... Menderes asıldıysa onun gibi asılacak belki milyon tane insan var. Kanunlar kişiye özel uygulanırsa hukuk devletinden söz edebilir miyiz?
Yönetenler de yönetilenler gibi hukuka uygun davranmalıdır, peki ya cuntacılar? Onlar da yönetici değil miydi?
Ergenekonun avukatlığı neden yapılıyor, şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü asker olmazsa bazı çevrelerin iktidara gelmesi olanaksız, araya askerin girmesi muhakkak. Karşılıklı çıkar ilişkisi...
Hukuk sözcüğünü şimdilerde ağzından düşürmeyenler son kalelerini kaybetmeme telaşı içindeler. Çünkü hukuk hiç kimsenin tekeli altında olmamalıdır. Belli bir ideolojiye hizmet etmemelidir. Yargıçların elbette belli bir fikri, kanaati olacaktır. Önemli olan bu fikir ve duygularından arınmış olarak karar verebilmeleridir. Yüksek yargıya yeni getirilen sistem, statükoyu değiştirirken yeni bir statüko oluşturmamalıdır. Burda en büyük göreve sahip olan iktidardır...


13 Eylül 2010 Pazartesi

REFERANDUMLA YENİ BİR DÖNEM


Ülkemizde yeni bir dönem başlıyor, referandumda halk ne istediğini gösterdi, evet dedi. Peki bu eveti okumak yerine, hala kendisini başarılı görenlere ne demeli? Bu bizi aşar diyorum, siyaseti geçip işin hukuki boyutuna bakıyorum. Bilindiği üzere darbeciler artık yargılanabilecek, memleketimizin her köşesinde suç duyarıları yapılmaya başladı. Ancak önceleri ERGENEKON avukatlığı yapanlar şimdilerde DARBECİ avukatlığına soyundular. Zamanaşımı söylemleriyle darbecilerin yargılanamayacağını belirtenler var. Fakat Anayasada bulunan geçici 15. madde dolayısıyla yargılanamayan darbeciler bulunduğu için zamanaşımı kesilmiştir. Bu yüzden yargılama yapılması önünde hiçbir engle bulunmadığı gibi zamanaşımı da ileri sürülemeyecektir.
Bütün bunlar bir yana yeni anayasa hükümleri pek çok değişikliği de beaberinde getirdi. Ordudan atılanlar, HSYK tarafından görevden çıkarılanlar da yargı yoluna başvurabilecekler. Çünkü yapılan bu değişiklik HSYK ve YAŞ kararlarına karşı yargı yoluna gidilemeyeceğini belirten yasa hükmünü değiştirmiştir. Keyfi yönetimin önüne geçilmiş, hukuki gözetim ortaya çıkmıştır.
Anayasa metninde ayrıca Anayasa mahkemesi ve de Hsyk nın yapısının değiştirilmesi yoluna gidilmiştir. Değişen bu yapı ile birlikte çok seslilik ortaya çıkacaktır. Artık yargı tek bir ideolojiye hizmet etmeyecek, her kesimden yurt insanını kucaklayacaktır. Anayasanın değişmesi gereken pek çok hükmü vardır, bu yüzden evet diyenler "yetmez ama evet demişlerdir."
DARBECİLERE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAK İÇİN :
www.yetmezamaevet.com

10 Eylül 2010 Cuma

REFERANDUM BAYRAMI

Referandum öncesinde Ramazan ayı sonrasında bayramın içindeyiz...
Bayram sevinci yaşamamız gerekiyor, fakat yaşayamıyoruz. Bunun en büyük nedeni, kendilerini hayıra adamış insanlar, evetten medet umanlar. Bayram ziyareti yapalım diye büyüklerimizin elini öpmeye gittiğimizde bu iki cephenin çatışmasını gördünüz. Bizim yapmamız gereken sessiz kalmak; ben bir hukukçu olarak böyle düşünüyorum. Sessiz kalmalıyım, yeri geldiğinde ise hukuk neyi emrediyorsa sorulanlara doğru cevap vererek yandaş olmamalıyım. Tartışmalara girmedim; ancak dikkatimi birşey çekti tartışmalarda anayasanın içeriği yoktu... Ne kadar acı değil mi?
Tayyip ülkeyi sattı, Kılıçdaroğlu alevi... daha bunun gibi saçma sapan şeyler. Ayrıca tartışmanın sonunda değişen fikirler de yok, bağnazlık almış başını gidiyor maalesef. Sonuç olarak bayramı zehir eden bir evet-hayır savaşına tanık olduk ve tabi iğrenç espriler tuz biber oldu:
"hayır-lı bayramlar"
"bayramınızın hayır-lara vesile olmasını dilerim"

7 Eylül 2010 Salı

SINAVLAR ERTELENDİ SEBEBİ BELLİ


Sınavların merkezi ÖSYM sınav merkezi sınavların ertelendiğini açıkladı. Ertelemenin sebebini anlatmaya gerek yok, herkes biliyor; ben bir kaç durumdan yakınmak istiyorum. Hayatımızı sınavla bütünleştiren büyüklerimiz, bizleri sadece sınavla değerlendirmeye ilkokuldan itibaren başladılar. Bursluluk sınavı, Liselere hazırlık sınavı, üniversite sınavı gibi daha pek çok sınava girdik. Bunların hepsinin şekliyle birlikte isimleri de değişti, sizi dersanelerden kurtaracağız dediler dersanelere mahkum ettiler. Sınavlardan kurtulamadık, boğuşmaya devam ediyoruz. ÖSS herkesin korkulu rüyası iken artık önemi artıran bir sınav var :KPSS. Bu sınav 13-14 sene eğitim görenlerin hangilerinin memurluğa layık olduğunu gösteren sınav. Ne kadar doğruyu ölçüyor tartışılır, ama bizler sınavlar tarafından ölçülüp biçilmeye devam ediyoruz. Hayatımızı sınavlardan kurtarmamız imkansız hale geldi, üstelik bu sınavlarda kopya çekildiği söylentileri her zaman dilden dile dolaşırdı. İlk defa bu kadar kötü bir gerçekle yüzyüze geldik malesef. Herkesin ÖSYM ve MEB e önerisi şu olacaktır: "Sistemi değiştireceğinize, sistemi sağlamlaştırın"

27 Ağustos 2010 Cuma

REFERANDUM'A EVET Mİ? HAYIR MI?



1982 den beri değişikliğe uğramış olan darbe anayasasında köklü değişiklikler öngören anayasa metni artık halkımızın önünde. Anayasada belli başlı değişiklikler yapılmasına bile karşı çıkan muhalefet liderleri statükoyu korumaya çalışmak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Kimisi AKP iktidarının meşruiyetini tartışırken, kimileri ise AKP yi PKK ile işbirliği yapmakla suçluyor. Ama nedense bu iddialar hep boşta kalıyor ve sanırım boş olmaya da devam edecek. Çünkü söylenenler hep lafta kalıyor. PKK ile görüşmek başka birşey işbirliği yapmak başka birşey; sapla samanının birbirine karıştırılmaması gerektiği kanaatindeyim. Terör örgütüyle işbirliği yapan bir iktidarımız varsa, DTP neden Referandumu boykot ediyor? Bunu artık herkes görüyor...
Medya araçlarının tam olarak gelişmediği dönemlerde halkı kandırmak o kadar kolaydı ki... ya şimdi? Eski düzenin devam ettiğini düşünenler mekana göre farklı söylemlerde bulunuyor. İsim verip rencide etmek istemiyorum; baş harfi Kemal Kılıçdaroğlu. Genel Af, türban sorunu gibi söylemlerle her ilde farklı konuşuyor ve tutarsızlıkları devam ediyor maalesef. Aslında bu yazıya başlarken sadece hukuki bilgi vermek isterdim; fakat varolanlara karşı tepkisiz kalmak insanoğlunun doğasında yoktur.
Referandumda anayasa değerlendirilecek, başka yorumlara yönlendirmelere bakmamak gerek. Önyargılarımızı bir kenara bırakıp ülkemiz için yararlı olanı tercih etmemiz gerekiyor. Sizlerle anayasa metnini paylaşıyorum. Evet mi hayır? Hayır mı hayır? karar hepimizin...


ANAYASA METNİ İÇİN TIKLAYINIZ

25 Ağustos 2010 Çarşamba

SONUNDA HAKİMLİK-SAVCILIK SINAV TARİHİ AÇIKLANDI

Çoktandır beklenen açıklama yapıldı, beklentiler boşa çıkmadı ve Hakimlik-Savcılık sınavı için bir tarih verildi. Sınav tarihlerine www.osym.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Siteden sınav takvimine baktığınızda hem idari hem de adli hakimlik sınav tarihlerini göreceksiniz. Fakat Adalet Bakanlığı sadece İdari hakimlik için açıklama yapmış bulunmakta. Açıklamaya ise;


İDARİ HAKİMLİKLE İLGİLİ AÇIKLAMA

linkinden ulaşabilirsiniz. İdari hakimliğe 50 kişi alınacak, bu hukuk mezunlarını tatmin edecek bir rakam değil. Adli hakimlik için geçen seneye göre daha fazla atama bekliyoruz, aksi takdirde hukuk fakülteleri de cazibesini yitirmeye başlayacaktır. Sınavlara hazırlanan tüm arkadaşlara başarılar diliyorum.

25 Nisan 2010 Pazar

BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANIMIZ VEFAT ETTİ


Türkiye barolar birliği başkanı av. Özdemir Özok vefat etmiştir, tüm hukuk camiasının başı sağolsun....

21 Ocak 2010 Perşembe

CHP'Yİ SEVİNDİREN KARAR

21 Ocak 2010 Perşembe günü yapılan Mahkeme toplantısında görüşülen, Mahkememizin 2009/52 esasında kayıtlı bulunan ve Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha OKAY, İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU ile İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL’un açmış olduğu iptal davası hakkında;
26.6.2009 günlü, 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

1- a) 7. maddesiyle 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen son tümcesinde yer alan “ … halinde …” sözcüğünün İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b) “ … halinde …” sözcüğünün önünde yer alan “… savaş ve sıkıyönetim …” ibaresinin 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

c) İptal edilen bölümlerin yürürlüğünün durdurulmasına, OYÇOKLUĞUYLA,

2- Geçici Madde 1’de yer alan “… ve 250 nci …” ibaresinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.

TSK'DAN BALYOZ AÇIKLAMASI

TARİH : 21 Ocak 2010

SAAT : 13:00

NO : BN - 09 / 10


1. 1’inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen Plan Seminerine ilişkin çeşitli iddialar ve değerlendirmeler medyada yer almaktadır.

2. Söz konusu Plan Semineri, Genelkurmay Başkanlığı 2003-2006 yılları Tatbikatlar Programında bulunmaktadır.

3. Plan Seminerinin gayesi, dış tehdide ilişkin olarak hazırlanan Harekat Planlarını geliştirmek ve ilgili personelin eğitimlerini sağlamaktır.

Plan Semineri, giderek tırmanan bir gerginlik dönemini kapsayan bir senaryo içerisinde uygulanmıştır.

1’inci Ordu Komutanlığı sorumluluk bölgesinde icra edilen bu Plan Seminerinde, Ordu Geri Bölge Emniyeti ve savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi halinde de uygulanan sıkıyönetim konuları üzerinde de durulmuştur.

4. Bu Plan Seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.

5. Söz konusu iddiaları ciddiye alarak üzerinde yorumlar yapılmasının ve bilgi kirliliği yaratılmasının; özellikle toplumumuzda tedirginlik yaratmak isteyenlerin amacına hizmet edeceği değerlendirilmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

20 Ocak 2010 Çarşamba

KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL


Bir başkadır İstanbul, tarihle yoğurulmuş bir kültür abidesi. 2010 Kültür Başkenti oldu İstanbul, peki bu çok fazla sevinilecek ve abartılacak birşey midir? Yoksa sıradan ve basit midir? Bunu anlamak o kadar da zor değil aslında. Çünkü İstanbul tek başına bir kültür başkenti değildir, kendisiyle birlikte bir kaç şehir daha kültür başkenti olarak seçilmiştir. Hatta bu başkentler arasında İstanbul 2. sırada yer almıştır. Bizim aydınlaımız ise bambaşka şeyleri tartışıyorlar, neymiş efendim bizi bölmeye çalışıyorlarmış...

Bizim başkentimiz Ankara'ymış ve İstanbul kültür başkenti olduğu için halk ihtilafa düşecekmiş. Nedir bu korkutma psikolojisi anlamadım gitti. Biz böyle küçük şeylerden bölüneceksek, neden bir aradayız ki? Böyle ufak tefek şeyler bizi bölmeye yetmez. Zaten şu bölünme fobisinden bir kurtulsak, herşeyi halledeceğiz. Gelişmeye başlayacağız, kültürlü olmaya doğru ilk adımlarımızı atmış olacağız; kültürlü olmak da bunu gerektirmez mi?

İstanbul çok güzide bir şehir, fakat şimdiki haline bir bakalım:

-Nüfus artmış

- İşsizlik artmış

- Suç oranları artmış

- Buna benzer pek çok sorun var. Peki bir kültür başkentine bunlar yakışıyor mu? Elbette yakışmıyor. Her ne kadar da İstanbul'un geçmişi çok parlak da olsa geleceği pek parlak gözükmüyor; çünkü biz İstanbul'a sahip çıkmadık. Planlama yapmadık, gecekondulara konduk, bilinçsiz göçü engellemedik; evet bir kültür başkentiyiz ama hala 3. dünya olmaktan sıyrılamadık. Eski İstanbullular nerde diye soararsanız, onlar şimdi çok meşgul villalarını konduracak araziler aramaktalar.

11 Ocak 2010 Pazartesi

HAKİM KAÇMAZ'DAN ARAMA YORUMU

Hakim Kaçmaz'dan sert açıklamalar
Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Osman Kaçmaz, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin Sincan Adliyesi'nde yaptığı arama devam ederken gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.

Kaçmaz, ''Bir hakim kozmik odayı arıyor. Ses çıkmıyor. Biz TİB deyince yer yerinden oynuyor'' dedi.

Adalet Bakanlığı müfettişleri Sincan Adliyesi'nde ikinci kez inceleme yapıyorlar. İncelemenin nedeni, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndaki inceleme kararı. Müfettişlerin incelemesinin hafta boyunca süreceği belirtiliyor.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndaki ilk inceleme kararını Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz almıştı. Sincan Adliyesi'ndeki aramanın devam ettiği saatlerde Osman Kaçmaz da gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kaçmaz şunları söyledi:

'MESAJ MI VERİLİYOR'

- Ben bir yerde Adalet Komisyonu Başkanıyım. Öncelikle ''Biz şunun için geldik demeliler'' ama benim hala haberim yok

- Bana da ilginç geliyor ama yargı her şeyi çözecek

- Ama bana bir yerlere mesaj veriliyor gibi geliyor.

- Hakimlerle ilgili bir sürü şikayet var

HAKİMLER BASKI ALTINDA

- Buradaki bütün hakim ve savcılar baskı altında. İkide bir Sincan Adliyesi. Sadece biz mi görev yapıyoruz.

- Madem ihraçla yargılanıyorum. İhraç edeceklerse etsinler. Ben de görevimi yapayım.

- Ben karar alırken bu olaylardan etkilenmiyorum. Hiçbirşeyden de korkmuyorum

KOZMİK ODADAKİ ARAMA

- Kozmik odadaki arama kararını sizin takdirinize bırakıyorum. Bir hakim kozmik odayı arıyor, kimse bir şey demiyor ama biz TİB deyince yer yerinden oynuyor.

- Ben normalde izne ayrıalcaktım ama benden önce müfettişler geldiği için izne ayrılamadım.

KAYNAK: WWW.MYNET.COM

KRİZ TOPLUMU


Ülkemizde ekonomik sıkıntılar beraberinde sosyolojik sıkıntılar getirmeye başladı. Türkiye'de böyle şeyler yaşanmaz dediğim olaylara tanık olmaya başladık. Bunlardan birini de dün yaşadık, 5 yaşındaki bir çocuk dilenmediği gerekçesiyle işkence görmüş, öldüresiye dövülmüş. Bu hangi vicdana sığar? Hangi akıl bunu kabul edebilir?


Vatandaş ekonomik sıkıntının yanında artık yetinmeyi bilmiyor, kapitalizmle birlikte tüketici toplum haline gelmiş durumdayız. Bizleri hep tüketmeye alıştırıyorlar. Mağazaların ağzına kadar dolu olması da bunu gösteriyor zaten. Vatandaşın cebinde para olmadığı halde kredi kartlarına sarılıyor ve harcadıkça harcıyor. "Herkeste var, herkes alıyor" gibi sözler bizleri yönlendiriyor, daha fazlasını alınca daha mutlu olacağımızı zannediyoruz; fakat yanıldığımız bir gerçek. Daha fazlasını elde etmek uğruna, ahlakı çiğniyoruz, borç altına giriyoruz ve daha neler neler... Peki elde ettiğimiz ne? İstediğimiz şeyi elde ettikten sonra gözümüz başka bir şeye kayıyor. İnsanoğlunun ihtiyaçları tükenmez, buna sonuna kadar katılıyorum; fakat eskiden insanların bu kadar ihtiyacı yoktu. Evlerde çok fazla eşya yoktu, evler küçüktü belki ama insanlar daha fazla huzurluydular.


Köyden kente göçün yaşanmasıyla birlikte, şehirdeki zengin insanlara özentiler yaşandı. Bu yüzden bazıları kısa yoldan zengin olmaya çalıştılar, ya da iş bulamayınca bu tür girişimlere başvurdular ve 5 yaşındaki çocuğu dilenmediği için işkence yapar hale geldiler. Maalesef, kurallar koymak hiçbir zaman çözüm getirmez. Anne-baba çocuğunu dilendirdiği için kanunlarımıza göre suç işliyor doğru. Fakat onları suça iten nedenler ne? Bunları da ortadan kaldırmak gerekli değil mi?